erbabı oldum bu aşk mevzuunun,
zamana yenik düşe düşe
sevdanın hangi telinde durduğumun...
acıların, mutlululkların, sevdanın;
erbabı oldum aslında bu dünyanın.
ne ihanetlerden geçti kalp!
ne dostlukları harcadı bilmeden!
acının karşısında kıldan ince bir köprü,
koptu kopacak
erbabı oldum güçlü olmanın,
istemeden sorumluluk almanın,
ve istemeden uzaklara koşmanın.
erbabı oldum ali cengiz oyunlarının,
ali kimdi cengiz neydi demeden koşmanın.
erbabı oldum kaderime bağımlı olmanın,
çizgi çizgi yollarda durmanın,
arzuların karşılıksız kalmasının,
çekimser ve iyimserin.
kör şeytana lanet eden bir dil
ızdıraba minder seren bir ben
nasıl başladıysan öyle işte kader
değişmemenin serin sularında,
alışkanlığın olduğunuda öğrendim.
erbabıyım kendi hayatımın
kendimi nasıl kanırtarak acıttığımı biliyorum!
bilmenin inceliğinde,
aşkla dolan hasretlerimi yanıma aldım.
bir uzmanlığın yalnızlığında
yaşıyorum hayatı.
bir tek yaşamanın erbabı olamadım,
unutmanın,
günü yaşamanın.
gelip geçiyor işte zaman,
birde yaşamayı öğrendiğimde
kaybedecek hiç bir şeyim olmadığında,
yaşamı alacak azrail benden...
bunuda sezdim ama ne çare
aşk adında ki deliliğim bende...
geçit vermiyor işte...
Pazartesi, Nisan 13, 2009
Çarşamba, Nisan 08, 2009
bir gün önce yok saydıklarım
bugün büyüyor gözümde
dün yok olan bugün var
dün ufukta bir çizgi hayat
bugün bende yanan bir meşale
yazdıklarım ne kadar ben
yazmak ruhumun kapısında bir serinlik
içi dışı bilinmez sular gibi
ne kadar derinlerdesin?
ne kadar uzaklardan gelir sesin...
hasretle yanan bir benim işte bir de sen
sen yandığında ben yok oluyorum
ben yandığımda hayat
sen güldüğünde hayat oluyor
ben güldüğümde sen
bir yukarı bir aşağı gitgeller
gittiğin yerler
gittiğim yerler
yokluğun kalbimden geçeli beri
uzaklarda bıraktım kalbimi
bir sen gel
birde senin serinliğin ruhuma
aşk kadar eski hasretim
bilmezdim bunlarıda
aşkın bu renginde hiç gezmedim
aşkın aşk olan renginde duruyorum
fırtına öncesi sessizlikti sessizliğin
yokluğun fırtınam
dayanamadım
bu sözler ruhumun eşiğinden bir satır
önü ardı sen olan sevdalardayım
dün bilmezdim aşkını
bugün seninleyim
bugün aşkım sen kokan makamında
uzak diyarların gölgesinde
sesini bildiğim bir adamın
aşkından geçmediğim rüyasında
sevdanın en tatlı makamındayım.
sessizce aşk diyorum dilek çekmesinde
sen doluyorsun sulara....
sen oluyorsun her yer
kainat sana dönüyor....
seni sevmenin tanrısal tadında
ben bir meltemde
geziniyorum.....
bugün büyüyor gözümde
dün yok olan bugün var
dün ufukta bir çizgi hayat
bugün bende yanan bir meşale
yazdıklarım ne kadar ben
yazmak ruhumun kapısında bir serinlik
içi dışı bilinmez sular gibi
ne kadar derinlerdesin?
ne kadar uzaklardan gelir sesin...
hasretle yanan bir benim işte bir de sen
sen yandığında ben yok oluyorum
ben yandığımda hayat
sen güldüğünde hayat oluyor
ben güldüğümde sen
bir yukarı bir aşağı gitgeller
gittiğin yerler
gittiğim yerler
yokluğun kalbimden geçeli beri
uzaklarda bıraktım kalbimi
bir sen gel
birde senin serinliğin ruhuma
aşk kadar eski hasretim
bilmezdim bunlarıda
aşkın bu renginde hiç gezmedim
aşkın aşk olan renginde duruyorum
fırtına öncesi sessizlikti sessizliğin
yokluğun fırtınam
dayanamadım
bu sözler ruhumun eşiğinden bir satır
önü ardı sen olan sevdalardayım
dün bilmezdim aşkını
bugün seninleyim
bugün aşkım sen kokan makamında
uzak diyarların gölgesinde
sesini bildiğim bir adamın
aşkından geçmediğim rüyasında
sevdanın en tatlı makamındayım.
sessizce aşk diyorum dilek çekmesinde
sen doluyorsun sulara....
sen oluyorsun her yer
kainat sana dönüyor....
seni sevmenin tanrısal tadında
ben bir meltemde
geziniyorum.....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)