Çarşamba, Aralık 27, 2006

Mesele


uzadı bu mesele,uzadıkça
zamana yenik düşmedi işte
sakıncalı sözler dilde
dolandıkça dolandı işte

bu içimi kemiren yok olmayışların
sonra hep oluşların gizliden
bir azeri türküsü dilimde
"aaah , hasret çektim"

uzadı, sancılandı bu mesele
su dinginliği olmadı yokluğunda
ateş harıda doğmadı gidişinden
askıda bir yürek bekleyen bilmeden

aklıma düşüyorsun bir zaman
salına salına düşünemiyorum ellerini
yokluğunu kuşanmaya yeminli mi bu yürek?
gel desen, koşmam mı?
bu tuhaf senle dolu hasret
koşmadan duran anılar
gitmeyen anlar işte
ordan burdan sevdalıklar

seni unuturken parlıyor
tamda unutmaya az kala
en unutma zamanlarında
sevdiğimi söylüyor bana

senle dolu türküler çalıyor
sen bilmezsin, anlamı sen olan
"maviye çalar gözleri"
senin adında sevdalar...

kaldım sende bunca zamansız zamanda
sana dönük tüm kapılar
kuşanamadım yokluğunu
özledim...göresim geldi...

Pazartesi, Aralık 25, 2006

kapı


ruhunu saran o hezeyan,
kabul bulmamış tövbeler
yok olmaya yüz tumuş acılar
çekingen bir duruş yaşamın en sığ köşesinde
ecel bir nefes gibi ensende, yakın
inkıta ya uğramış hayaller
çektiğin sebat etmiş zikirler
anlamı nufus etmiş yalnızlıklar
öyle zor ki bu sevda
öyle acı çekişler, gidişler,dönüşler...
öylece duran kabul bulmamış tövbeler
neden yapıldığını bilmeden koşarak
öylecek yapılmış roller
tüm rolleri kaçırdığımızda
ve gerçek bir eziyet olduğunda
dillerin lal olduğunda
sessizce anladığında
kapında duran gitmemiş tövbeler
yüzleşme zamanı
aslınla, aslolan tövbelere giden o yolda
ölüm gibi peşinde vicdanın
ölüm gibi kıskacında hayatın
sessizce acı çektiğin o anda
tövbeler
ne demeli de tövbe tövbe olmalı
ne zikirlerde diller dolanmalı?
oysa aşka yakın bir haldi sanki
ama kulluk bu değil..
en çok istediğin kulluk derdi
işte burası tam da onun yeri...

Pazartesi, Aralık 11, 2006

öylesine çocuk


çokça zaman önceydi
küçük savunmasız bir yürek
titrek ve ürkmüş,
konuşulan dilleri bilmiş.

ne ecele yenik düştü
nede geleceğe

derinden beklediği bir hal vardı
yaptıklarının farkındaydı,
hayatı salı vermişti yokuş aşağı
çektikce bitmiyordu çile
ve hayat altın kasede ödüller vermiyordu
anladı!!

gözleri yorgun bir münasip acıyla...
hayatı hep yaşamakta vardı
gösterişli yaşamlar
şakayık şarkılar
salonlar
hayatında hiç olmadı
istediği bir rahat nefes
huzura gömülü bir de ömür belki
ne çok şeydi bilmeden istediği
huzur öyle her yerde yoktu
nice servetlerin durduğu
o kapılara uğramamıştı.

ama ama ama ama ama

vazifeden şartlardan sebep
bu saçma hayatı öylece yordu...

Pazar, Aralık 03, 2006

Aşk'a Tembih


sabrını ver bana
sonra tüm bahçelerin çiçek kokusunu

dünya dönüyor bilirim de bilmem aslında
ve zamanın beni eriten bir kıskaç olduğunu
uzaklar ve yakınlar aynı yerde durduğunda
zamanın anlamı kalmadığında
ben içimdeki tüm asiliği özgür bıraktığımda
seni öyle veya böyle!
seveceğimdir.
şimdi bu sevmeler aşk değil
ikimizde biliriz.

bir sevmenin türlü halleri var
bir kadına geri dönmenin de...
takıntılı kelimelerim var benim
duygularım gömülü duruyor
yazdıkça batıyor gözüme
battıkça gözümde çoğalıyor sekaletim
açmaz çıkmaza döndüğünde
çıkmazın açılmayan kapısı, aşk!!
işte ben orada hapsolmuşum
çekinmeden koştuğum o bilinmez derinlikte.
kaç şekilde sevilir bir adam..
sadece sevmek yetermi ki?..
sevmek , sevmekten ötede ise
adı aşk bu eziyetin
kendime ben biçtim bunu
ben seçtim adı aşk olan bu oyunu


ey aşk!
seni bilmezdim önce
karanlığın sesi ile gelirdin derinden
bir vuruş olup kalbimde çarpardın
ben,bilmezdim...
çok geçmedi! sana sevdalandım
terkedilmiş yalnızlığımda besledim seni
seher vakti bir sabah yeli oldun
evime doldun serin yayla kokularıyla
sonra "aşk" adın oldu...
sonra aşkın aşk olduğunu unutturdun.

ölesiye özledim de seni
kalbimde buldum uzak ellerini
gittin de!.. usulcacık bir esintiyle

sen estin
ben fırtına gördüm
sen lutfettin
ben yıkıldım

seni bulmaların hasretinden
seni bilmelerin sevdasından
oradan buradan yaşamdan...
şimdi, sensiz neler geçti bilmem
bildiğim,
sensiz geçen her gün öldüm...

sana yanmaya yatkın bu yürek
yandığımda,
geldiğim yer bende ki o ateş.
sensizlik sağır!!!
gelde şenlendir yüreğimi ağır ağır...

Çarşamba, Kasım 29, 2006

Sobe!



heyecansız,cansız,isteksiz misiniz?
hoşgeldiniz,burası birşeylerin söylendiği ülke.
size rahat bir koltuk seçtim ön sıralardan
önde ve arkada olmak farketmez aslında
tüm koltuklarda rahatlıkla miskinlik yapabilirsiniz.

öyle çokca çabalamadan
hayatı hayal moduna sürükleyip
oturduğunuz yerden acılarınızı,
gözlerinizi kapayarak hayallerinizi,
sözlerinizle de eylemlerinizi yaşabilirsiniz.

teklifsiz bir rehavet bu
soranı sorgulayanı yok, er olmak, anne olmak yok
biraz önce üç yaşında çocuğunuz varken
biraz sonra kırkında bir bakire olabilirsiniz
komutan yada çürük olmakta sizin elinizde beyler.

düşüncelerimizde yoruluyor tabii
bunu nasıl kaçırdım!!?
düşüncelerimizi de yormayalım hep beraber
işte öyle duralım isterseniz
bir gün güneş, ertesi gün kar oluversin.

bizleri burada tutan güç
el birliği ile uzaklaşırken
siz sevgili tanımadıklarım,sizler için herşey
rahatlığın diğer adı hayat oldu olalı
haydi bu yazılanlar gibi elele tutuşup
hepberaber halkaya katılalım...olmaz mı?

aslında uygun bir delilik hali bu,
kimse soru sormuyor?
olmayan soruların yanıtlarıyız kendi içimizde!
acı mı güzel, hayat mı acı?
muzda fosfor mu, potasyum mu vardı?
dellenmek, delilik değil, değil mi?

uzaktan yakından her kim isek kimiz.
ama önce haklarımız var!
çünki bizim paramız var!
yada gücümüz!? güc ne idi sahi?
kim verirdi onu bize...?

koşalım hep beraber bir vahşet denizine
istemesem de istesemde!!
sel suyu bu mubarek katılmadan olmuyor
bir gün biri çıkacak yolda yürürken
sessizce gelip
önüm, arkam, sağım, solum elden gitti,
sobe diyecek!
ve sobeleneceğiz.
hangi oyunu oynadığımızı bilmeden!!!

Pazartesi, Kasım 27, 2006

Yoksun


yoksun!!
işte bu haykırış,
sensizliğe olan tükenmiş tahammül,
yediğim aşım zehir,
doğan güneş ateş olduğundan beri
sen yoksun...
şimdi o şarkıyı dinliyorum
o, gözlerinde aşk olan şarkıyı
ve sevda renginde gözyaşı döküyorum geceye
yokluğunu kuşanmışım ruhuma
duruyorum,
yüreğimde sevdanın en acı tadı

gelecek misin?
gelmelerine hasret mi bende ki bu elem
yokluğunu giyinmiş gece,
uzaklardan, yakınlardan sevda şarkıları gelir
bense yokluğunda kaybolmuşum
daha ne kadar sürer bu yalnızlıklar
daha ne kadar uzak diyarların sıcağında ısınır yüreğim?

geldiğinde?
ruhuma çivilenmiş sen
kapısında tekmil duran aşkın
defterlere sığmayan satırların
seni anlatamadığım tüm sözler
hepsi birden bahara kucak açacak
hepsi senin hasretinde
aşk tadında ki coşkuyu kucaklayacak
gel..
gelmelerin uzak olmasın
geleceğim diyen sesin
adım olur bilesin.

ya gelmezsen?

ben hep seni bekleyen
gelmelerin hasretinde
diyarı aşkda yok olacağım..

sen gelmezsen..
ruhumu acıtan o teklik
ruhumun adı olur
gelmezsen
bu kalpte nefes mi olur?

Cumartesi, Kasım 25, 2006

Gidelim


kalk gidelim, uzaktan sesleri gelen mutluluğa
dizlerimizin bağı çözülsün önce
sonra limanda duran geminin hasarları
nefessiz bir koşmayla gidelim
uzaklara, belki bizden uzaklara
adına ne diyeceğimizi bilmediğimiz bir diyara

ne çok şey eksik deme!
sadece gidelim, oradan buradan konuşurken
yol alıp limanda ki gemiye…
yelken açıp bir koy öteye gidelim.

bu bizi bitiren içimizdeki unutamadığımız çocuklar
onların töreni yapılmadı daha!
gidelim, teklifsizce yürüyüp
iyi niyetin saflığın en çocuk haliyle
açılıp gönül denizimizde uzaklaşalım

rüzgara inat, fırtınaya asi
bir sevda yelkenleri denizden kopuk
koşalım… uğramadığımız bir durak var
durmadığımız bir yol
orada bilmediğimiz bir de güzel hayat

sen en çocuksu coşkumu bulabilirsin
bulmalısın!!!
yoksa ne bu rüzgar, ne bu fırtına
nede bu asi ruhum kalmaz
baharda,yazda, kışta
yemini edilmemiş akşamlarda.

İlk and içtiğim gün çocuktum
yeminin anlamı vazgeçmemekti .
sabah sokaklar, gece uyumaktı o zamanlarda
tövbelerin olmadığı zamanlardı.

Bir tarihim var artık
içinde sen, ben, birde benden bir çocuk ruh
sevdiği bendim; O' ise içimdeki çocuk

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Yirmibir Kasım


bugün doğdum,
kasımın yirmibirinde
etrafta kar,yüreğimde akan kan
dünyaya merhaba demişim de ne olmuş?

büyüdüm otuzdört yıl kadar
sanki yaşananlar bir takvim günü oldu.

terli terli su içtim kana kana
sokaklarda koşup
yağmur sularına ayakkabılarımla girdim
damdan akan suların altından geçtim koşarak
kavgalar ettim yan mahallenin çocukları ile
egemenlik ilan edip
yasaklarla karşılaştım
direndim, ağladım çocukluk haklarım için bilmeden
acılarda gördüm elbet
çocuk kalbime ağır gelen hasretler
küçücük insan dünyama ağır gelen
hayal kırıklıkları birde...
bir kitabın resimlerinde var olup
sonra başka bir resimde korkuyu tanıdım
özlemeyi öğrendim erkenden
istemeden beklemeyi
ve hayatı ertelemeyi

isyana yüz döndükçe sınırlar dayandı önüme
birde büyümenin gereksiz telaşı
sosyal olmam için dayatılan gelenekler

küçüktüm hala
ölümü gördüm sevdiğim bir insanın yüzünde
sonra uçup gitmeyide gördüm evden
ev dediğim bir yerim olmadığını farkettim

ailemin ailem olmadığını belki
aslında herkesle dolu bir kimsesizlik yaşadığımı
bazan...
ağladım, ağladım, ağladım..
bazan..
güldüm, güldüm, güldüm.

yaşadım işte icabınca hayatın sunduğunu
nimet mi külfet mi bilmediğim herşeyi
otuzdört koca yıl işte
çocuk aklıma sığmazdı bir zamanlar
o kadar çoktu bu sayılar
sanki dün gibi herşey berrak
zamanda erimiş yıllarım...
ömür ne demekti bilmezken
aşkın ömürlere ziyan olduğunu da gördüm.
gördüm de ne oldu?
yaşam, daha çok alıyor zamanı benden
sanki giderek büyüyen bir karadelik
emiyor, tüketiyor...
şimdi otuzdört, seneye otuzbeş
son nefese kaç kaldı bilinmez
günahlar ahlar derken giderken
yanımda kalan ne olacak bilinmez!!

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Vava


Vava
senin adın bu
nerden çıktı bilmem,
sana Vava diyeceğim.
seni ilk gördüğümde
gecenin ayazında soğumuş ellerinle
küçük dünyada kaybolmuştun.

korkmuyorum diyen sesin kulaklarda mı?
hayatı tek başına omuzlayamayan acıların
kalabalıklarda ki kederli yalnızlığın.

yoksun, hiç olmadın.
kayıp ülkelerin kahramanı.
yorulmuş ellerimde kanaviçe
nakış nakış yollarını
işliyorum kaderime

koştun mu? nefesin derin,
bakışların kaçamak Vava
sözlerinde uzaklaşmış anlamlar.

aşk kapıdan geçti,
sözlerinde seher vakti yalnızlığı
ellerin üşümüştü
mavi bir bakış kaldı bende
ruhundan esen bir de o ilk anlam
meleklere emanet ettiğimiz aşk
ve sen Vava
kendini alıp kuşluk vaktini görmeden daha
ikindi kahvelerini içmeden
bahar gölgelerinde

öylece gittin...
akşamın en uzak gün batımında...

Cuma, Kasım 10, 2006

Kara umut


şöyle diyorum,uykulardan geçip
rüyalarda bırakıp korkularımı
resimlerin en donuk suratlarını
bir de üstüne gözyaşı döküp
alıp gelsem kendimi bıraktığım en kuytu köşelerden
okusam, üflesem,sevsem mesela...
adına mutluluk denen şeyden bulup bir iki damla
sıcak çayına katsam bir de...
kendimi tekrar diyorum sevebilir miyim?
bu sevgi insan olma sevgisi değil ama
varolma sevgisi diyebilir miyim?
bir atalet hayat,
yaşama sürgün geldiğim günden beri sürüyor
zamanı var eden güç!!
kulluğum sana, bunu bilirim
bilirimde diyemem belki coşkuyla dualarımda

şimdi diyorum elini versen bana
tutsan en hafif dokunuşlarınla
bu sevmediğim hallerimi sevebilir miyim?
uzaklardan koşarak kendime gelebilir miyim?

öyle zor ki bazen bu yaşam
kadınsı duygularım da var
güvenlik ihtiyacım
korunak ihtiyacım
ve tabii ki gevezeliklerim

şimdi şu halimi ben çekemezken
birde bir maşuk dilemem de ayrıca kadınsı deliliğim.
zamanı herkes gibi göremiyorum!
tamamen umutsuz muyum dersiniz?
sanmam..
aşk dileyecek kadar kara bir umudun içindeyim...

sabit mutsuzluk



mutsuzluk alın yazım mı?
gülecek halim yok.
en derin kahkahamın ardından geliyor kederlerim.
yaşamayı ne sevdim ne de nefret ettim.
herşeyin sınırı "doz aşımı" bende.
bir duvar dibine burakılan kuru bir simit gibiyim
içim dışım ve tadım gitmiş
mutsuzum ve mutsuzluğumun bir sebebi yok
ne acı!

tanımlayamayacağım kadar sığ bir keder hali
ne giden ne de gelen hepten.
uzun yıllardır beraber yaşıyoruz.
arada hepten buyurduğunda yok ediyor beni
şuncağız hislerimde kalmıyor...

depresyonda mıyım?
doğuştan depresif mi adım?

kuşkulanamayacak, algılayamayacak, göremeyecek
hayatın dışındayım.
kim verebilir ki bir hayatlık nefes!
kim serebilir ki has bahçenin en nadide güllerini gönlüme!

iyilikten bile korkar olduğum gün,
yüreğime ihanet ettiğim zamanların en acısıydı.
ihanetimin en büyüğü kendime evet,ama
itiraf edecek kadar cesaret furyasında delirmişim.

bir nefes müzik lütfen, yanında da bir yudum su...

gece ile gündüze
kadın ile erkeğe
yaşam ile ölüme ihanetim
sessiz duruşum karanlığın ışığında
ruhum ne zamandır bende değil..
ben ne zamandır bende olanı öteleyip
benim değil diye dışlıyorum
hayat ne zamandır
savunma mekanizmaları altında eriyen bir çark
ben ne zamandır dişlilere sürten bir taş oldum.

kötüyüm! apaçık deliliklerim var.
aşka kucak açıp uzaklara kaçasım var mesela.

hiç bir yerde durasım yok
ama hep aynı yerdeyim
bir kalbe gidesim yok
ama hep bir kalpleyim
geceye küsesim var
ama gece benim
çelişkiliyim
utangacım
korkağım, dahası
yüregimi darlayan boğulmayı anlatacak kelimeleri bulamadım....
ve anladım ki bu birbirine benzer yazıları hep yazacağım...

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Tılsımsız gece


gecenin bu saatinde düşüyorsun karanlığıma
ne geçit vermeyen bir yokluk bu
saplanıp kalıyorum, gözlerinde
gözlerimi gördüğüm güne.

son buluşmanın efkarı,hangi ateşle kül olur.
geçmiş, sayfa sayfa içinden açılan tuzak
başlıyorum saymaya, okumaya, yazmaya
her şey sen oluyor,
bense gecenin siyahında bir gölge

yüreğimin ince sızısı.
korkuyorum, korkmaktan korkmayı sevmeyerek
zorladığım tüm kapılar kapalı.

durduğum yer ne bir eşik, ne de bir geçit,
zaman hem akıyor,hemde hep aynı yerde.
sensizlik yüreğimi dağlayalı beri
ne yürüyor ne de duruyorum.

etrafımda dönen benim.
giderek yokluğuna bürünüyor tüm renkler
bense gecenin içinde bir gölge...

Çarşamba, Kasım 01, 2006

Sanrı 2



bu teklik başka
en eşkıya benlerin ölümünden sonra doğan.
gitsin mi benden bilmem?
git diyince gidilir mi?
kaldığı yer "çamurlaşmış"
ruhumdaki kopuş
aşklardan yüz çeviriş
geceye boyun eğiş
sessizce ölümün pençesinde oluş belki

içimdeki tekliğin tek suçlusu
ruhun kanayan aynası.
eceli kendinden tekmil
gecesi kendinden öte
sustukça dallarından su çekilen,
rüzgarlara boyun eğen,
topraktan sökülen
ömür ağacım!!!
atacak mısın acıları yaprak yapıp?
komşu bahçelerde gülümseyecek misin bahara?

Aşk-ı İlahi


geçtiğin yerlerde aşk-ı ilahi
renkleri karıyoruz birbirine
anlamayı ver bana
anlamayı verki seveyim...

sabır bir kuş gibi
bedenlerden uçmadan
bilmeyi ver bana
bilmeyi verki aşkla dolayım...

Salı, Ekim 31, 2006

deneme


koşarak çaldın kapımı
sesini duymak "ahh"
gözlerin buluşmadığı diyarlarda
sesleri dans ettirmek için biliyorum.

artık sana bir zirvedeki
sivrilik kadar yakınım
anlamıyor musun?

uykusuz gecelerden
biraz şarap. biraz peynir
senin hayalin
ve özlem
yorgun düştüm yenildim sensizliğe

anlamıyor musun?
mart-2004

Pazar, Ekim 29, 2006

Aşka dair


rüzgar uğultusu yalnızlığımda
uzaklardan bir radyo sesi
ben yine sensiz yalnızlığımı yaşıyorum

sokağa çıktığımda
benim diyarımda yaşamayan
çocuk sesleri geliyor kulağıma,
uzaklardan

birden bir fren sesi acı
ölümü düşünemiyorum bile
sen sokaklarda bir yerde misin?
bildiğim yokluğunu, düşlerimde var ediyorum

zaman geçmek bilmiyor bu şehirde
geçmeli mi geçmemeli mi?
tutmak yakalamak istemiyorum

günler aylara aylar yıllara dönüşüyor
yokluğunda
sadece yalnızlık var civarımda
içimde tükenmeyen bir ümit
birden kaybediyorum.
sevdam beni sürüklemiyor
caddeler sokaklar
ölümü hatırlatmıyor
hiç bir şey olmuyor yani
sadece içimde bir özlem
ve gözlerimde
sönük bir ışık var aşka dair
1998 -Eylül

Cumartesi, Ekim 28, 2006

Reva


önce bir şarkı seçmeli
benliğimizi etkileyen bir rüyadan
içinde bir yudum aşk tadı olan
hasretlerimizi irdelemeden
kelimeleri soldurup sessizleşmeli
tut ki bir dağda yosun olmuşuz
kuzeye bakan tüm diyarlardan
uzaktan yakından güneşsiz günlerden
geldiğin en uzak yer yüreğim
oradan ötesi ölüm tadında ayrılış
kalmak için gelmelisin
hasreti kucaklayacak sözler dursun
içimizdeki seherler hasretten men olsun
koşmalarımız kavuşmanın diğer adı
sessizliğinde boğduk biz yine sevdaları

Seme


durduğu bir andı
aşkı kandırmak o an kolaydı
gözünü kırpmadan gelicekti
inanacak kadar budalaydı

kalbin sesleri zor, dili k'ordu
kurbağaların hepsi prens,
aşkların hepsi masal oldu
budalaca bir an kendine sordu

damarlarına vuran sesler
içinden seslenen sözler
kekre bir bekleyiş ti ahh
masallar oysa çok zordu

kaybedişin döngüsünde durdu
yüzü acıya yüregi karanlığa döndü
beklemek bulmak oldu
acı ruhunda bir ok oldu

budalaca bir günün akşamında
sahtekar kurbağa prens oldu

Cuma, Ekim 27, 2006

Sanrı


kimliksiz bir rüyadan uyandım
kalmadı dermanım sensizim
"bir atımlık kurşun"um nerede?
tutunacak dallarım
ruhumu akşam güneşinde mi bıraktım?

hain kurdun avı varsa
ağaçların yaprakları
ve adı " aşk" olan bir sen!

koşarak geçtim gençliğimin sokaklarından
sonunda geniş bahçeli ev nerede?

biriktirdiğim tüm çakıl taşlarım
şimdi hepsi yerlerde

kalmadı dermanın,anlatacak mecalim
seçecek doğrular mı var hayatta?
kaybeden kim? ağlayan kim? bunca insan neredeler?
sen neredesin?
sesin çınlar mı çığlıklarda
yada bir sessizlik senfonisimi çalan " aşk " adında

Tını



beni kemiren bir terkediş türküsü
içimde söyleyemiyorum adını
terkediş, senden değil benden değil
zamandan ar'i bir yok oluş türküsü
mekansız, tarihsiz

bir tutam tuzu eksik türkünün
birde sarı sıcak yazı belki
ruhumda geziniyor sessizliğini duyuyorum
hissedişi kör, elleri ağır
sessizliğin türküsü ruhumda sağır

Perşembe, Ekim 26, 2006

Terkediş


yıldızlı yalnızlık
kalabalık her yerde
koşuşturmayın durun,
acım yüreğimde
sessizlik zor mu?
terkedilmiş hayatım, tarafımdan
birinci derecede suçluyum
kalabalığımı da
yalnızlığımı da
kimsesizliğimi de
terkediyorum...

Pazar, Ekim 22, 2006

Annem


şimdi sen orada uzağımda
en eski benleri bilen kadını
en sevdiğimi
her zaman dua edenimi
uzaktan yüreğimi bilenimi
kalbimde ki elemimi
hep sorup soruşturanımı
alıpta yanına
toprağa mı gittin anne...

gitme desem kalır mısın?
ilahi yazgı bu..

son bir kere göremedim ki..
sana henüz doyamadım ki.

bu yalancı dünya da beni bırakıp
gittin mi sen anne..

nasıl dayanır bu yürek seni özlemeye
kokunun, dinginliğinin, bilgeliğinin, sevginin yokluğuna

dünyadan gitsen bile,
ruhumdan hiç gitme anne..

makamın cennet olsun benim canım annem.
22 ekim 2006 saat.06.00

Cumartesi, Ekim 21, 2006

hoş-çakal'ın anısına


hoşçakal sevgilim

geçmiş perde perde kalkıyor
acı, geçmişin tek hatırası
ailemi gurbete,yarimi yad ele
gönülsüz gönlümle verdim

vazgeçmek!
zor zanaati yaşamın. bilirim.
ilk sen olmadın vazgeçtiğim
herkesten vazgeçebilmek için
önce kendimden vazgeçtim

geçmişe bakıyorum şöyle
masal olacak mıyım sence?
sanmam!

ya gelecek!!
herşey yine olacağı gibi olacak
resimler birer birer gölge hayaller olduğunda
ne bir ahh nede bir günah kalacak belleğimizde

unutacağım
seni kendim gibi sevdiğimi
seni kendimden öte sevdiğimi
seni senden çok sevdiğimi

adı bile olmayacak "aşk" gibi
ne seni bulacağım soğuk yatağımda
nede kaderin savurduğu beni


aşkıma mezar ettiğim bedenimi
bir başkası kılacağım
sen istemediğin için sevgilim,
seni sonsuza dek unutacağım.
ekim 2002

Yok oluş köprüsü


dün gece sen geçtin köprüden
gördüm seni hiç bilmediğin bir köşeden

ayrıldığın yerdeydim
bilmeden selam verdiğin
ve bilmeden öptüğün kadın bendim.


ayrıldığın yerde ben kaldım
aklınca alıp gittin kendini
ışıkta kımıldayan sahte gölgelerin
sen olmayan ama sen bildiğim duygularım

küçüksün belki küçücüksün
belki bilerek bana küçüksün

dün gece sen geçtin köprüden gördüm!

her ışık benden bir parça
ben tekrar bana döndüm
giden herşeyin ben olduğunu gördüm

herşey dünde kaldı
ben, bendeki sen, sendeki ben
sende bilmediğim ben hiç olmamış ki...

dünümü unutmamak için çırpındım bugün
ama sen dünde kaldın

başka diyarlardasın
başka hayatlarda
başka birisin artık...

sevdiğim sen, sen değildin dün gece
sen yoktun
ben yoktum
aşk yoktu
ve dün gece
sevda çoktu sana
onu emanet edecek yürek
senden hiç gelmemiş bana

bağrımda bir çiçek
kalbimde bir ısırgan
kökleri hayata asılı kalan

aşk iplerini benden aldı
yalan dünyanın yalancı sevdasını
aşk sana verdi dün gece

köprüden geçen sendin gördüm
bilinmez bir köşesindeydim hayatın
yanında sahtekar bir demet
kalbinde bilmediğin benden bir umut

sen geçtin
ben baktım
ben döndüm yanımda aşk vardı
sen geçtin yanında ki yalancı sevdaydı.
kasım 2002

Anı


hece hece dokuyorum kağıtlara
her halim seni sevmek olalı
bitmeyen bir bekleyiş aşktan yana
ve bitmeyen bir acı sevdadan bana

günler günlere eklenirde seni bana getirir mi?
bilmediğim diyarların çingenesi
geçtiğin yollara vuruyorum kendimi
her yerde adını fısıldayan bir peri

sevda böylesine beni benden alır mı?
adını haykırdım gördüğüm dağlara
kalbimi uçurumlardan atıp
ovalarda sevda ektim ellerimle sana

tövbeler mi gerek şimdi bana
sensizliğe yapılan yemin mi duyduğum?
yüreğim kendimden ötede bir sanatkar
aşk dokuyor ilmek ilmek sevda tezgahında

kalbimi seni eriten bir ateş kıldım
üşüyorum...
bende olmayan yorgun sevgili
gidişin bende kalan son hatıramı şimdi.

gece bir sis gibi indi gönlüme
uzak diyarlardan gelir, seni çağıran sesler
bu sevda elde kalan son yürek yarası
varlığım harcadığım ateşin son köz karası.
şubat 2001

Gece diken kız


Herşeyden ağırdı hayat oysa
boynunda taşıdığı prangalar vardı
gözleri kahverengi, yüreği saydamdı
denizlerin sesi vardı saçlarında

geçmiş bir sis bulutu bulup örtünmüştü
gelecek bilinmez bir dehlizin uğultusu

yaşamıştı,
geçen yıllara inat taşıyordu korkuları
aşk adına çektiği bilinmez duyguları
çocukça boğulan, akıllıca bulduğu sanrıları

gelecek vardı hayatında
uzakta gülen bir güneş yoktu
hesaplar, faturalar, satılan hayatlar..

kimsesizliği gelirdi aklına hep
çokda gitmezdi aklından
uğruna var olacağı insanı
aşk adında ki adamı düşünürdü

incinmişliklerine eklediği sesi
yüreğine eklediği busesi
sevgilisine hazırladığı nişanesi

bir gece geldi önce
bir gece vardı önce
bir gece bitti sonra

ömrünün tüm gecelerini aldı yanına
onca yaşantıyı aldı
gecelerini kattı canına

gitti...

gidenin peşinden ağladı
gidenin ardından karalar bağladı
hayatı gidenleri beklerken
hayatı kalanın ne olduğunu anladı

ne oldu gitti?

şimdi elinde ipliği gece dikiyor gençliğine
giden tüm gecelerinin yerine
bir gece, sadece bir gece
hayatı ölüm çizgisinde izlediği
aşkı kadın yüreğine gömdüğü
bilinmeyen bir gece
eylül 2003

Ruh-en de,


ne kırların sadeliğine,
ne denizin yeşil uykusuna.

ne gecenin siyahına
ne de gündüzün aydınlığına

açık değil gözlerim! Açsana
bir adım ötemde durma
gelip koynumda yatsana.

bir adım gel bana, saplandım
Bir adım gel ,ruhumu utandır
bir adım at ve kelimelerimi sonlandır

geldiğinde tedirgin,
varlığında sevdalı,
yokluğunda uykuda olayım.

ey aşk
bir adım gelki,senle sonlanayım.

Hesap


incelmeyen ince hesaplarım var
bir dere yatağını kurutamam
ama kurutulmalı!

bir de aşk diyorum
buyursun gelsin
gönlüme kurulsun

cesaretimi salıvermek istiyorum mesela,
ölene kadar mutlu olmak da cabası...

olsun hepsi diyorum da ne yapıyorum
hayallerden başka.
gece yarısı yagmur kokusuyla

hayalperestlik yapıyorum..

Kekeme


Bir kekemelik hayatım
Söylenmiyor
Duyulmuyor
Anlaşılmıyor
Kendimce ilk heceye takıldığım gün,
Farkında değilmiydim kendimin!

Kekemeliğim şimdi sende
Gelsende,
Gelmesende...

Cuma, Ekim 20, 2006

Denge-siz-


seher vakti uykusuzluğu gözlerinde
yorgunsun, üşümüş ve en çokta sevgisiz.
ellerin boşlukta.
seni gördüğümde gülüyor gözlerim.
sen bunu bilmezsin.


tuttuğun hayatın en tenha kenarı
dantel dantel işlediğin herşey
örümcek yuvası.

sevda aydınlığın kör noktası ruhunda,
ruhunu saldığın o dar koridorlarda.

tutunacak bir de dal gerek şimdi bana.
yukarı ki bağdan
üstelik iğde ağacından..

Çırpınış


Aşk adına söylenecek herşey,toprak olmalı.

Kim içimdeki seslerin anahtarı,
Nefsini üzecek karanlıklarda..

Güzel bir akşam
Aşk okur mu diye,
Devre mülk usulü konaklayan bedenler .

Güneş hırçınlığını almış,
Çok aylar geçmiş..

Kelimelerine baktım şimdi..
Hangi ağızdan çıkan seslerdi bunlar.
Senden mi? yoksa başka bedenlerden mi?

Özlemlerimin kurbanı
Çok değil bir parça bahar aradığım.
İnceliklerle örülü bir nefes aydınlık.

Geçmişin acısı da kalmasın artık
Avunacağım söz
Elimde tuzu çıkmış hayat,
Basacağım üzerine
Acıyarak unutacağım..


Uzaklaşmak için
Kelimesiz kalmak için.

Gitme


Bu öfkeye benzeyen kızmışlığım neden?
Kendinden sözlerin kendini bilmezliği.

Yine bir sabah ansızın
Kendimi terk edip uçsuz yollara
İçimden geçip gitti bu kara tren.

Kendimden bir şeyler veremeden daha
Kimsesizce
Sessizce
Beni burada bırakıp
Giden gitti..

Koşmalarım yok! Olmalı mı?
Kimsesizim
Sessizim
İçimde bir ben bile yok ..

Oysa ben
Bahar kokulu uykulardan uyanmışım.
Kimyası bozulmamış sevgilere esir olmuşum.
Bir sevgili edasıyla koşmak için serin yollarda
Sessizliğine aşık olmuşum.

Ölümü unutmuşum da ne olmuş..
Seni sevmelerin keyfi
Seni görmelerin acısı olmuş
Gitmeliyim …

Gitme demiştin…

Ama gitmeliyim.
Seni sevmenin en güzel hali
Sevdim.
Ve artık gitmeliyim.
Senden kalan tek şey, “gitme” diyen sesin.

Akşam üstünde bir merhaba…
Sana ve hayatına
Gitmeliyim..
Gittiğim yer
Sensizliğin en derin şarkısı…

Perşembe, Ekim 19, 2006

OLDU


ACI

acımaz ellerim,
elimde ki kalbim

bir ahh gibidir...
kalbimde ki o kadar acı ki
bilmemelisin.

oysa ben baharda kışı gördüm
ateşte har'ı
sen bilmemelisin. kimse bilmemeli.

bunu konuşmak neye yarar ki.
ben har-ı kalbimde buldum.

bildiğin anladığın değil
anladığını bilmediğini biliyor yüreğin.

bilmek neye yarar ki?
acı k a l b i m d e....

söküp atabilir mi?

Salı, Ekim 17, 2006

Durdum


durdum..
gecenin siyahında yollarımı alıp cebime
gitmeyen en derin yalnızlığım ve ben

ne gece, ne sen, ne de yollardan uzak olmalar

durdum...
sessizliğin en kuytu terkedişi bu
birikmiş sevdaların kiri
neler vardı ruhumda
neler döndü uzaklardan?

ne his, ne acı, nede aşk var

durdum...
yön yok
söz yok
aşk yok
gecenin siyahı ve terkedişleri ruhun.

Salı, Eylül 19, 2006

Korku


bilmediğin herşey ...
bilmek istemediğin herşey de...
korkularını bulmamak için
korkmaktan korkarak sakla yüreğini

kadife sargılara sarıp
gece ayazında soğuttuğun,
konuşmayan dillerinde...
çığlık çığlığa,
anlamı kaybeden aşk...

sakla ki
bir derviş edasıyla akan gözyaşı
cennet kapısı açmasa da
olura cennete yar olur...

Pazartesi, Eylül 18, 2006

kurşun

SESSİZ
Kimse bilmez ,
sadece susmak mı bu?
Naralar atan yangın
Kalbimim ince sızısı...

Sen
Beni bunca kedere atıp sonra gitme.
Kal istersen
Kederlerime kimse kalmaz gidersen
Oysa hepsi senden miras istemeden
Sözler..
Sende ve sende kalmıyor işte
Sessizliğinin ayıbını kimle paylaşırsın
Böyle gözyaşı döküp hayata
Kendini kimsesiz sanırsın!!!

Pazar, Eylül 03, 2006

Ö Z L E M E K VE B E K L E M E K


özlemeden beklemenin anlamı olur mu?

hayat akıp giderken kenardan köşeden
hayli var hayli yok duygular.
kelime seçecek kudretim yok
yanıldım mı?
yanıltma beni lebuda
sen ki dağları mor bir dünyanın kadınısın
gözlerin dingin anlamlı
bakışlarında yanılmaların anlamsızlığı
kirpiklerinde ki yaşlar çocukluktan arta kalan sana

şimdi öğrendin...
aşk bir kadın teninde eriyen buz.
kaldır ellerini havaya!
bir damla yağmur için
güneşte ne kadar kalınır lebuda?
sözlüksüz, sözcüksüz anlamlardan anlam...
zorlama bırak
ne bir sel suyu akan
nede berad'ı gelmiş bir kul gözyaşı
gül dalından ince yüreğin
kaç kere sürüklenir bir meltemin peşinden
sen lebuda
bu dünyada yaşayan son caresiz çareyi bulmalısın
sonra bir rüzgar olup esmelisin yamaçlarda
olura bir yağmur damlası
rüzgarına güç olur
bir yürek sesi
aşka nefes olur

SONBAHAR SEVDASI


Bu geceyi sevecek biri daha olmalı.
Yağmurun hüznünde yıkanmış bir ruh daha.
Kelimlerimin yansıdığı bir yankı.
Şimdi sende olmalısın burda..
Gelmelisin.
Gelmezsen yazamaz olur ellerim sana.
Gelmezsen yazamazsın bana.
Sonbahara sevdalı yüreklerin buluştuğu bu gecede
Sen gelmezsen
OLMAZ!

Cumartesi, Ağustos 19, 2006

BAŞLANGIÇ VE SON


sen giderken,
zamanı bıraktın sensiz geçecek...
ne ben
ne sen
ne aşk
kazanan kim?
sen benden
ben senden
aşk bizden vazgeçti mi?
bugün ayrılığın 7.günü olmuş.
ben
neden buradayım?
sen giderken

beni bana verdin mi?...

Çarşamba, Ağustos 16, 2006

Lebuda


dünya üzerinde ki ilk insanlardan, saf katıksız insan. Genetik kirlenmesi, kollektif bilinç altı olmayan. Hayatta kötülük adına yada iyilik adına diye sıralanan eylemlerin henüz var olmadığı zamanların kadını. insan olmak neyse, bildiği sadece o. Tarifini bilmediği duyguların kurbanı. Saflığı ilkkez öğrenme ayrıcalığıda lebuda nın hayatı içinde. iyiliği ve kötülüğü ilk müsebbib olarak öğrenme..
hep merak edeceğim lebuda ne hissetti.
Lebuda adına bir insan bir insanı öldürdü. gidene mi kalana mı yoksa kendine mi hayret etti en çok. Eylemin en efektif parçasıyken kimse Lebudayı tarihe Habil ve Kabil kadar keskin harflerle yazmadı.

aşık mıydı mesela içlerinden birine?