Çarşamba, Kasım 14, 2007

aşk için

bu yağmur yokluğunun göz yaşı
sanki ellerin uzaklarda bir ses..
yokluğuna dayanabilir mi,
kokusu sen olan yağmurlarda bu yürek..

birden bir rüzgar esse
egeden bir selamla çalsa kapımı
sen gelsen sonra
geldiğin yollara değse gözüm

sonra zamanı unutsak
ne dün olsa nede yarın
sen varsan herşey var
yağmur kokulu aşk olsa adın..

kaybolsak bir şiirin en sevdalısında
bir kavuşmanın en sevgilisinde
birde müzik olsa
sezen söylese
"sigaramı sardım karşı sahile"

konuşmasak hiç
gözlerimize sevda dolsa
gözlerini almasan hiç
kalbimin en sevdalı köşesine kurulsan
sonra aşk olsa hep
sen ben ben sen derken
aşk dolu rüyalar olsa,

bu yağmur almamalı sevdayı ki
uzaklara dayansın bu yürek.
yokluğunu kuşanan en ince akşam sefalarına
sensizliği söyleyen şeytan vesvesesine...

herşeye başkaldırsak.
bir sen olsan birde ben
masalımız olsa
sen olsan
ben olsam
aşkla olsak
sonra biz aşk olsak

anla işte
sabah ezanı yalnızlığını bu kadının.
önüm ardım kalbim ol
bir tek sen kal
küçük nazların
büyük niyazları...
bir sen ol kadife kalbi bu ruhun
tek sen kal onca savaştan tek zafer

gelki ruhumu ruhuna yaren kılayım..
bilki istediğim senle sonlanayım...

5 kasım 2007

Salı, Ağustos 14, 2007

Yase'mine

geçti derinden
bir göz açması zaman...

yarım kalmış tüm rüyaların
faturası tammış öğrendik.

acıtan yürekleri
ne sevdalar
ne de orada duran sevdalıklar
hepsi yaşanmamış hayallerimizmiş öğrendik.

ne aşk masallarıyız kalan
nede aşka koşan eski çocuklar
öylece yüreklerimiz...
tenhada duran, savunmasız ruhlarımızmış öğrendik..

otuzbeş koca yılın tecrübe kaftanı gelirde
alıp omuzlarımıza koyacağını bilmez ruhun
yaşam masal gölgesini çeker gece karanlığı gibi
önünde duran koca bir hayat
bunca yılın acısı, neşesi, aşkı!
birleşti.

ağustos sıcağı olduğu gün hayat
vazgeçmeler ustası yüreklerimize
en mahçup kabullenişle kurulan olgunluklar zamanı...
kaftanı omuzlara koymadan
geçmişin kumlu yollarının ardından
olgunluğun zamanına merhaba!!!
otuz beş yıl önce
iyiki geldin hayata
en sevgili yase'mine..

Perşembe, Ağustos 09, 2007

çırpınış

bir bahar telaşı yazdan sonrası
yaşamın son anları işte o sonbahar
gidecek miyim senden yoksa kalacak mıyım yekten
belirsiz gölgen sessiz infialin tüm tasası yüreğin
bulutsuz yağmur olur mu söyle?
yağmurda ıslanacaksak bu bulutlar olacak...

sukutla açılmaz kapısı aşkın
durmam yağmursuz akşamların kırmızısı
dönecek kadar gitmedik henüz
bu durgunluğun dönüşü olmaz
ses işte bir nefeslik
öylesine bir yudum hasret
sıradan bir gülümseme
durmamak için
korkuyoruz.... ve bunu biliyoruz...
durduğumuz yer fırtınaya yüz tutmuş kapısı kalbin
sessizce kırılan aşk oku
fırlamaz işte uzaklara
elimizde kalan biziz
bunca zamanda geçen ömrümüz
gülmez, güldürme ne olur

durma durduğun yer aşk tadında yalnızlık
ötesi karanlık önü bulanık
burada durursan yollarım dolaşık
bir adım daha yağmura
bu bulutlar olacak işte, yağmur için toplandı
aşkı meleklerin kanadından çalıp getirecek
hava kızıl biliyorum
renkler boğuk görüyorum
ama burada durursan aşk gelmez
bir adım daha...
bu kaçamak bakışlar yetmez
su serpecek yamurlar için bir adım daha....

Pazartesi, Nisan 30, 2007

kaza-ra

kaza-ra
farketmediğim bir an
tek kelimelik bir hata
anlaşmalı mıyız hayatla!
yoksa tek mi kalmalı tüm sancılarda,
kaza-ra...
rastladım işte bugün sana
varlığın gibi buda bir kaza...

Cumartesi, Nisan 07, 2007

zamansız

tekmiş, kimsesi yokmuş,
yağmurda ıslanmış ürkek bir yürek
gözlerinde umuda asılı kalmış bir boşluk
ya geçecek bu çileli köprüden
ya gelip geçecek hayat ellerinden

yüz çevirmiş kendinden,özlemekten,sevmekten
yokluğun ne olduğunu anlamaz yüreği
tüm arzuları engin bir karanlıkta
bir ışık işte gelse! bir hüzme sadece
bulacak en körpe aşkı memnuniyetle.

bir başağın sarı sıcak keyfini düşünmüş
güneşe dönük yüzlerin iç açıcı telaşını
çok eski zamanlardan,bilmediği meçhullerden
tek kalan o güçlü duygu bu
annesinin yaşı kadar yaşadığında
en güzel renkleri derecek belki de!
ruhunda bir husumet şimdi,
ne bugüne, ne düne, nede yarına ait
çok ama yok gibi herşey...
ne hissettiğini unuttuğu günler
en başta ne olmuştu?
en ince kelimeler bir balon olmuştu.

sardı sonbaharın acı rüzgarı.....

zaman, saman, tavan...
işte şimdi tastamam,
dünyaya aykırı tüm olanlardan
dışlanıp ruhunun tüm anlamlarından
hiçliğin eşiğinde, yürek atışı kadar tek

bundan sonrası olmayacak
ilk kaybettiği geleceği
önce onu eritip hayatından çıkarmış
sonra fallarda duyduğu masal aşkları
yaşanmış dünleri,gelecek yarınları atmış,
ortada kalan tek bugün
acıdan sıyrılabilir mi bu kadın?
sıyrılıp kalbinin hep kanayan yarasından
herkesten uzak buluşma noktasından
kendi başına olmadığı kalabalığından
ben ruhum ve acılarım derken
ben diyip alıp eline yüreğini
yok edip ruhunu
öylece kalır mı bu kadın?

Perşembe, Nisan 05, 2007

girdap

bir bakmışın en uzak köşelerden
bir fırtına kopmuş yüreğinden
hiç esinlenmeden gelmiş
uzaklardan en tuzak duygudan
"sıkılıvermişin" en sıradan maskeyle
kaçmak için hayatından...

sözleşmen zamanla olsaydı
aşka mahal duygularda
ip atlayarak dolanmazdın
bu yüzden belki de!
bir yanın neşenin girdabında;
asıl adın yalnızlık olacak

sen koştukça yüreğinde gizli depreplerle
aşklar hep son bulacak...

Pazartesi, Nisan 02, 2007

üzgünüm

üzgünüm,tüm ölümlerim elinde.
bekliyorum oysa!
keder kendiliğinden geliyor...
üzgünüm

doğru bir yere gider gibi
aşka seni seviyorum der gibi
hala masallara inanır gibi

bu gece geldiğinde
tüm sevgilere inat
en kuytu köşelerden gelmeni
sanki bana gelir gibi

sana ve tüm aşklara !!
tüm denemelere rağmen
vazgeçemeyişim, ellerinden...
bekliyorum ecelimi
derin sessizliğinden

öylece duruyorum acıda
acının en can alıcı bakışında
üzgünüm
sana ve tüm aşklara inat
kollarım kapalı koşuyorum
yalnızlığıma...

bu kalbimin sesi mi?
yoksa ihanetin nefesi mi?
saklayamadığın en derin yalnızlığım
başka rüzgarlarda savruluyor...

oysa!
çölde fırtına
kutupta buz
güneşte yaz yok baksana!!

yok eden günleri
aşka yenik düşen acıları düşün...
hangi güneşte yandı ki kalbin ateşi bilir
hangi denizde boğuldu ki vurgunu bilir

bu mesele sensizliğin yazgısı
uzak diyarlarda kaldı
aşka inanan bu deli kızın fırtınası.

Pazar, Nisan 01, 2007

uyku-suz


uykusuzum
aylardır geçmeyen bir yorgunluk
kendi ateşime pervane
dönüp duruyorum yüreğimin etrafında
günler uzuyor
geçsin diye bakıyorum saate
zamanı yakalamadım hiç
hep yekne sak duygularda
derin bir uykuya davetli uykularım
herşeyi unutmaya yeminli,
ruhumu titreten bir melodi
uykusuzum!!!
uykulara dalmak
rüya da olmak
ve yanılmak
uykusuzum
gözlerimden akan
yüreğimin hasteti
uykusuz gözüm
uykusuz yüreğim
tek susma ne olur
tek susma
tek sen susma
sessizlikte boğulma
unutma
ama sakın unutma
uykusuzluk adım
sen sessiz olma...

Cuma, Mart 16, 2007

adsız


o sınırda yüreğin
içten içe titreyen mahsunlukta

tınısı kayboldu şarkıların
iksirin kaçtığının ben bile farkındayım
dün elimdeydin
bugün uzaklarda...

acı çekiyor işte
şimdi bu kıza "acı çekme" demek zorundasın!!
sönmeye yüz tutmuş alev
karanlık bir gündüz
ama böyle işte
başka söze gerek var mı?

akan bir yağmur seli zaman
yüreğimi alıp gitse karanlıklara
hissetmediğim tüm şerler
hislenmediğim tüm iyilikler
taşkın bir ergen telaşı şimdi
herşey geç kalınmışlıklara
uğruna döktüğümüz yaşlar
aşkı taşımadı zamana

geç kalmadık aslında
aşk bizim olmadı,
aslında aslımızda olmadı
bir suretten ibaret
dengesi kaçmış ibadet
zamanın en köhne yalnızlıklarına tebelleş
aktın, aktım son nefesin durgunluğuna...

Çarşamba, Şubat 28, 2007

yarım rüyalarım


bir düşün arka sokağındayım
çekişmeli bir muharebenin
tamda sonunda

burada herşey bildik sevdalardan
sokağa düşmüş yarım rüyadan
en acı müzikten ibaret

sevmelerin kalmadığı aşklardan
çiçeklerin kokmayanından
kabz olmuş ruhlardan ibaret

işte bu aşk denen illet
kimsesiz kaldığında birde
yıkıcı bir hayal öğütücü
yakıcı bir ateş oluyor

aşk adına söyleyeceklerim!
hepsi boğazımda
yarım kalan tüm duygularımla
düşlerin arka sokağında
en titrek rüyada
vucut bulmuş karmaşa...
şimdi,
sıyırıp kendimi
göç eden bir kervanın peşinden
ipek yolundan
yemen yolundan
geçip gidip deve güdüp
sonra bir başkasından
başka yarım kalmış bir rüyadan
belkide daha da çok riyadan...

bambaşka bir budalalıkla
tekrardan aşkı deneyebilecek miyimdir?...

Salı, Şubat 27, 2007

yok




ruhumda esen
tek esinti
tek mısra
tek söz

yok olma anıdır şimdi...

ne sessiz ne de kimsesiz
yok olma anı
onurluca
çekip çekilip uzaklaşmak
ruhumun en metruk kapısından.
aşk yok
söz yok
yokum
yokuz
yokluk
yok olma!

Çarşamba, Şubat 07, 2007

azar azar



tekmili birden,geldiler..
en ummadığım duygular
tövbekar bir neslin
kırık günahları...
öyle ezik bir böbürleniş
daha önce hiç görülmemiş!
tekmili birden
en bilinmedik sözcükler
en sessiz müzikler
azar azar...
üstüne sayacağımız bir saat kalmadan
yaşayacağımız bir an bırakmadan
hep beraber biz dedik..
metruk bir çokluk
tenha bir sokak
sessiz bir kaldırım
içinde çimenler olan birde köhne ümit
öylece kalmanın
ölmeden kalmanın
öncede kalmanın acısı gibi
tekmili birden gelip
belirsiz bir gölge
sahipsiz bir insan
sukunetli bir ruh bıraktılar..

Pazartesi, Şubat 05, 2007

nisuka



perdelerinde çiçek yok
kara bir gece gibi duruşun
bir mısranın son kelimesi
içi küf tutmuş bakır bir cezve

gelip geçer tekelinden zamanın
yanımızda kalan onca çocukluğumuzla
koşuyorduk aslında
sevdalara sevdalıydık
kale arkasından yürüyüp
en deli gençliğimizi yollarda bıraktık
kimselerin bilmediği aşikar tenhalara.
sende büyüdün işte otuzbeş koca yıl...
iyi ki doğdun en eski çocukluğum...

Cuma, Şubat 02, 2007

bitti


bir saniye de aldatıldı
tek hamle erken davranmak!
tek söz kalabalığın içinde
tüm vazgeçmeler başladı

bunu da biliyoruz
senin gelmeyeceğini bilmek gibi
seni bir diyara göndermek gibi
yolları olmayan dönülmez ülkesinde
bir masalın en kırık tadı
gözlerimde en soğuk rüzgarlar
söylenmeyen haykırışlar gibi
bir saniye
ve sen orada yoktun...

en derin bilginin
açıklanamaz anlamı işte bu
ikimizde biliyoruz
"an" da kaldı sevdalar...
bir çocuğun en saf gülüşü
bir mavinin en koyu yalnızlığı
ve baharın çiçeksiz tazeliği...

kapıda duran bir yudum umut
kötülüğe bedel biçilmemiş,
gerçek aşklar diyarından
en gizli notayı çalacak
sonra onu yürek ateşinde çalacak
o en sevdalı aşk öyküsü
bir masal yalnızlığında
öylece
sessizce çekip gitti bizden...

Pazar, Ocak 28, 2007

ödedim


ödedim hesabı kalmamış günlerin bedeli
sessizce silindi alın yazım
titreyen mum ateşinde bir gölge
hayatı en kuytu köşesinden yakalamışım

çekiyorum adı aşk olan çilemi
en kutsal şarabı sunan tek sebebimi
ve güneşin en yakıcı ateşinde
gül renginde sevdaların derin elemi

irsaliye faturası, gazete yazısı, planlar
akşamları kovalayan koşuşturmacam
gece bir kadife yalnızlık en derininden
hesap kitap hayat derken işte o nazlı rüyalar

suyun en berrak hali gibi bir nefes daha
uzağa düşen sahipsiz gölgeler
içimde büyüyor sahibi gölgelerin
adresi şaşırmış tüm aşka dair duygular

ödedim bu hayatın en belalı diyetini
adına aşk dediğim herşey için verdim kelimelerimi
şimdi kaleme kör bakıyor ellerim
kitaba sağır oldu köhneleşmiş yüreğim

hayat zordu öyle derdim bir genç kızdım
bu büyümüş kadının tek seferlik intiharı
kalbime gizledim en derin ihtişamı
hayat........kalmadı ... kalmayacak aşk sanatı.

Pazar, Ocak 21, 2007

kendime



yokluğa koşuşumda ki acizliğim
kulluğu buluşumda ki asiliğim
nefsimi yoruşumda ki deliliğim

kapıdayım eşiğe adım atamam.
her söz döndü uzaklardan
anlık kurtuluşlar ömürlük yanlışlar
otuzdört yıl döküldü eteklerimden
son çağrı sanki yakın bir sesten
"gel seç hangisini istersen"!

ruhum mu ? ben mi? yoksa bu kadın mı haklı?
bu kadın ruh değil mi bende ki yasaklı?
bunca yılı attım eteklerimden
kalbimde bir sancı kaldı yüz çevirmelerimden.

ne kapıyı çalacak kudretim,
ne eşikte duracak heybetim var!
yalvarışlarım bu şehir kadar kirli
dilsiz duadayım,nedeni belli..

kendi eylemlerim, mağrur acılarım
tekmili birden kayalık bir dağ yamacı!
bu sert yamaçta ince bir patika...
bu patika bu yüreğin tek ilacı...

Pazartesi, Ocak 15, 2007

düşün-ce...


geçip gidiyor zamana yenik düşmüş
gözlerden, yorgun aşklar
şimdi ne çok imreniyorum
aşkı benim gözümle görmeyenlere
yaşamlarında ki sınırlara
ölçüp tartıp gelen susmalara...
sonra hayat denen sığlığa koşmalara...
_
ölülerin dirildiği rüyalarda olmasa
o sahil geceleri geçer mi benden?
ilk bahar sadeliği ve tedirginlik...
hayallere kovulmuş yaşamım
başka hayalcilerden uzaklaşmış işte...
tek düşü hayallerin
birgün ölümden uzak rüyalardan
hayallerinle buluşan düşler kuracağım.
uykularından düşlerini çalıp
orada bize bir "aşk" bulacağım
adı sen olan gökkuşağı masal aşklar.
dönecek yerimiz başka bir renk olan geçitler.
gözlerinden almadıysam bu düşü!
nasıl bilecektim senin en güzel rüyanın,
benden esirgediğin "aşk" olduğunu!

zamanın olmadığı toprak ülkesinde
ağaç dalları gibi özgürlüğe tutsak
yaprak kopuşu gibi ölümle kardeş
çiçek açması gibi aşkla cilveleşen,
Hayaller ülkesine mahkum gönderilmiş ruhum,
orada hayat yok işte!
varolan sadece düşler.
şimdi yaşamın bu bilinmez kıyısında
sensiz kalmamanın sevdasındayken
içinde adın geçen hayallere yolcuyum.
bir düşün arka sokağında,
köşeli bir camın kenarında,
ve bilmediğim bir eve her girdiğimde,
düşler diyarında yanında olacağım.
düşlerim de bulamazsam hayallerini
ıssız bir adaya varsın diye
düş denizine atacağım.

Çarşamba, Ocak 10, 2007

yarım


Şimdi gece oldu
dün geceden beri, Sen aklımdasın.
hummalı bir sancı gibi bekliyorum
senin bana değen bir hatıranı.
Rüyamdaydın, dar sokaklarda seni arıyordum,
hiç benimle olmadı ki bulayım?
Hem sevmek unutulur mu?
sokaklar boştu …ben seni arıyordum.
Sonra uyandım.
yatarken aklımdaydın,
uyuduğumda rüyamda,
uyandığımda özlemdin.

Seni özledim, tüm özlediğim zamanlara inat!
bu sefer özlediğimi bil istedim.

öğle vakitlerinde “beni hiç özler mi?”.
Bir halimi? Sesimi? Duruşumu?
Bana ait bir şeyi özler mi?

İkindi geldiğinde içimde bir ses!
"benim tekliğim gibi bir tekliğin yoktu...".
yine de aklımdaydın işte,
hallerini, hayallerini düşündüm.
İçinde ben varmıydım?

Gittim biraz, çay içtim.. yine aklımdaydın..
şöyle biraz okudum..

Bir türkü dinledim..
severdin bunu ,sen vermiştin,
düşüncemden git istedim nafile. Tüm gün aklımda…
Rüyamdan mı acep?

Bugün seni tüm özlemelerimin dışında
özlediğimi sen bil istedim.
Bir yanım sana dönük bil istedim.