Çarşamba, Aralık 27, 2006

Mesele


uzadı bu mesele,uzadıkça
zamana yenik düşmedi işte
sakıncalı sözler dilde
dolandıkça dolandı işte

bu içimi kemiren yok olmayışların
sonra hep oluşların gizliden
bir azeri türküsü dilimde
"aaah , hasret çektim"

uzadı, sancılandı bu mesele
su dinginliği olmadı yokluğunda
ateş harıda doğmadı gidişinden
askıda bir yürek bekleyen bilmeden

aklıma düşüyorsun bir zaman
salına salına düşünemiyorum ellerini
yokluğunu kuşanmaya yeminli mi bu yürek?
gel desen, koşmam mı?
bu tuhaf senle dolu hasret
koşmadan duran anılar
gitmeyen anlar işte
ordan burdan sevdalıklar

seni unuturken parlıyor
tamda unutmaya az kala
en unutma zamanlarında
sevdiğimi söylüyor bana

senle dolu türküler çalıyor
sen bilmezsin, anlamı sen olan
"maviye çalar gözleri"
senin adında sevdalar...

kaldım sende bunca zamansız zamanda
sana dönük tüm kapılar
kuşanamadım yokluğunu
özledim...göresim geldi...

Pazartesi, Aralık 25, 2006

kapı


ruhunu saran o hezeyan,
kabul bulmamış tövbeler
yok olmaya yüz tumuş acılar
çekingen bir duruş yaşamın en sığ köşesinde
ecel bir nefes gibi ensende, yakın
inkıta ya uğramış hayaller
çektiğin sebat etmiş zikirler
anlamı nufus etmiş yalnızlıklar
öyle zor ki bu sevda
öyle acı çekişler, gidişler,dönüşler...
öylece duran kabul bulmamış tövbeler
neden yapıldığını bilmeden koşarak
öylecek yapılmış roller
tüm rolleri kaçırdığımızda
ve gerçek bir eziyet olduğunda
dillerin lal olduğunda
sessizce anladığında
kapında duran gitmemiş tövbeler
yüzleşme zamanı
aslınla, aslolan tövbelere giden o yolda
ölüm gibi peşinde vicdanın
ölüm gibi kıskacında hayatın
sessizce acı çektiğin o anda
tövbeler
ne demeli de tövbe tövbe olmalı
ne zikirlerde diller dolanmalı?
oysa aşka yakın bir haldi sanki
ama kulluk bu değil..
en çok istediğin kulluk derdi
işte burası tam da onun yeri...

Pazartesi, Aralık 11, 2006

öylesine çocuk


çokça zaman önceydi
küçük savunmasız bir yürek
titrek ve ürkmüş,
konuşulan dilleri bilmiş.

ne ecele yenik düştü
nede geleceğe

derinden beklediği bir hal vardı
yaptıklarının farkındaydı,
hayatı salı vermişti yokuş aşağı
çektikce bitmiyordu çile
ve hayat altın kasede ödüller vermiyordu
anladı!!

gözleri yorgun bir münasip acıyla...
hayatı hep yaşamakta vardı
gösterişli yaşamlar
şakayık şarkılar
salonlar
hayatında hiç olmadı
istediği bir rahat nefes
huzura gömülü bir de ömür belki
ne çok şeydi bilmeden istediği
huzur öyle her yerde yoktu
nice servetlerin durduğu
o kapılara uğramamıştı.

ama ama ama ama ama

vazifeden şartlardan sebep
bu saçma hayatı öylece yordu...

Pazar, Aralık 03, 2006

Aşk'a Tembih


sabrını ver bana
sonra tüm bahçelerin çiçek kokusunu

dünya dönüyor bilirim de bilmem aslında
ve zamanın beni eriten bir kıskaç olduğunu
uzaklar ve yakınlar aynı yerde durduğunda
zamanın anlamı kalmadığında
ben içimdeki tüm asiliği özgür bıraktığımda
seni öyle veya böyle!
seveceğimdir.
şimdi bu sevmeler aşk değil
ikimizde biliriz.

bir sevmenin türlü halleri var
bir kadına geri dönmenin de...
takıntılı kelimelerim var benim
duygularım gömülü duruyor
yazdıkça batıyor gözüme
battıkça gözümde çoğalıyor sekaletim
açmaz çıkmaza döndüğünde
çıkmazın açılmayan kapısı, aşk!!
işte ben orada hapsolmuşum
çekinmeden koştuğum o bilinmez derinlikte.
kaç şekilde sevilir bir adam..
sadece sevmek yetermi ki?..
sevmek , sevmekten ötede ise
adı aşk bu eziyetin
kendime ben biçtim bunu
ben seçtim adı aşk olan bu oyunu


ey aşk!
seni bilmezdim önce
karanlığın sesi ile gelirdin derinden
bir vuruş olup kalbimde çarpardın
ben,bilmezdim...
çok geçmedi! sana sevdalandım
terkedilmiş yalnızlığımda besledim seni
seher vakti bir sabah yeli oldun
evime doldun serin yayla kokularıyla
sonra "aşk" adın oldu...
sonra aşkın aşk olduğunu unutturdun.

ölesiye özledim de seni
kalbimde buldum uzak ellerini
gittin de!.. usulcacık bir esintiyle

sen estin
ben fırtına gördüm
sen lutfettin
ben yıkıldım

seni bulmaların hasretinden
seni bilmelerin sevdasından
oradan buradan yaşamdan...
şimdi, sensiz neler geçti bilmem
bildiğim,
sensiz geçen her gün öldüm...

sana yanmaya yatkın bu yürek
yandığımda,
geldiğim yer bende ki o ateş.
sensizlik sağır!!!
gelde şenlendir yüreğimi ağır ağır...