Çarşamba, Kasım 29, 2006

Sobe!



heyecansız,cansız,isteksiz misiniz?
hoşgeldiniz,burası birşeylerin söylendiği ülke.
size rahat bir koltuk seçtim ön sıralardan
önde ve arkada olmak farketmez aslında
tüm koltuklarda rahatlıkla miskinlik yapabilirsiniz.

öyle çokca çabalamadan
hayatı hayal moduna sürükleyip
oturduğunuz yerden acılarınızı,
gözlerinizi kapayarak hayallerinizi,
sözlerinizle de eylemlerinizi yaşabilirsiniz.

teklifsiz bir rehavet bu
soranı sorgulayanı yok, er olmak, anne olmak yok
biraz önce üç yaşında çocuğunuz varken
biraz sonra kırkında bir bakire olabilirsiniz
komutan yada çürük olmakta sizin elinizde beyler.

düşüncelerimizde yoruluyor tabii
bunu nasıl kaçırdım!!?
düşüncelerimizi de yormayalım hep beraber
işte öyle duralım isterseniz
bir gün güneş, ertesi gün kar oluversin.

bizleri burada tutan güç
el birliği ile uzaklaşırken
siz sevgili tanımadıklarım,sizler için herşey
rahatlığın diğer adı hayat oldu olalı
haydi bu yazılanlar gibi elele tutuşup
hepberaber halkaya katılalım...olmaz mı?

aslında uygun bir delilik hali bu,
kimse soru sormuyor?
olmayan soruların yanıtlarıyız kendi içimizde!
acı mı güzel, hayat mı acı?
muzda fosfor mu, potasyum mu vardı?
dellenmek, delilik değil, değil mi?

uzaktan yakından her kim isek kimiz.
ama önce haklarımız var!
çünki bizim paramız var!
yada gücümüz!? güc ne idi sahi?
kim verirdi onu bize...?

koşalım hep beraber bir vahşet denizine
istemesem de istesemde!!
sel suyu bu mubarek katılmadan olmuyor
bir gün biri çıkacak yolda yürürken
sessizce gelip
önüm, arkam, sağım, solum elden gitti,
sobe diyecek!
ve sobeleneceğiz.
hangi oyunu oynadığımızı bilmeden!!!

Pazartesi, Kasım 27, 2006

Yoksun


yoksun!!
işte bu haykırış,
sensizliğe olan tükenmiş tahammül,
yediğim aşım zehir,
doğan güneş ateş olduğundan beri
sen yoksun...
şimdi o şarkıyı dinliyorum
o, gözlerinde aşk olan şarkıyı
ve sevda renginde gözyaşı döküyorum geceye
yokluğunu kuşanmışım ruhuma
duruyorum,
yüreğimde sevdanın en acı tadı

gelecek misin?
gelmelerine hasret mi bende ki bu elem
yokluğunu giyinmiş gece,
uzaklardan, yakınlardan sevda şarkıları gelir
bense yokluğunda kaybolmuşum
daha ne kadar sürer bu yalnızlıklar
daha ne kadar uzak diyarların sıcağında ısınır yüreğim?

geldiğinde?
ruhuma çivilenmiş sen
kapısında tekmil duran aşkın
defterlere sığmayan satırların
seni anlatamadığım tüm sözler
hepsi birden bahara kucak açacak
hepsi senin hasretinde
aşk tadında ki coşkuyu kucaklayacak
gel..
gelmelerin uzak olmasın
geleceğim diyen sesin
adım olur bilesin.

ya gelmezsen?

ben hep seni bekleyen
gelmelerin hasretinde
diyarı aşkda yok olacağım..

sen gelmezsen..
ruhumu acıtan o teklik
ruhumun adı olur
gelmezsen
bu kalpte nefes mi olur?

Cumartesi, Kasım 25, 2006

Gidelim


kalk gidelim, uzaktan sesleri gelen mutluluğa
dizlerimizin bağı çözülsün önce
sonra limanda duran geminin hasarları
nefessiz bir koşmayla gidelim
uzaklara, belki bizden uzaklara
adına ne diyeceğimizi bilmediğimiz bir diyara

ne çok şey eksik deme!
sadece gidelim, oradan buradan konuşurken
yol alıp limanda ki gemiye…
yelken açıp bir koy öteye gidelim.

bu bizi bitiren içimizdeki unutamadığımız çocuklar
onların töreni yapılmadı daha!
gidelim, teklifsizce yürüyüp
iyi niyetin saflığın en çocuk haliyle
açılıp gönül denizimizde uzaklaşalım

rüzgara inat, fırtınaya asi
bir sevda yelkenleri denizden kopuk
koşalım… uğramadığımız bir durak var
durmadığımız bir yol
orada bilmediğimiz bir de güzel hayat

sen en çocuksu coşkumu bulabilirsin
bulmalısın!!!
yoksa ne bu rüzgar, ne bu fırtına
nede bu asi ruhum kalmaz
baharda,yazda, kışta
yemini edilmemiş akşamlarda.

İlk and içtiğim gün çocuktum
yeminin anlamı vazgeçmemekti .
sabah sokaklar, gece uyumaktı o zamanlarda
tövbelerin olmadığı zamanlardı.

Bir tarihim var artık
içinde sen, ben, birde benden bir çocuk ruh
sevdiği bendim; O' ise içimdeki çocuk

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Yirmibir Kasım


bugün doğdum,
kasımın yirmibirinde
etrafta kar,yüreğimde akan kan
dünyaya merhaba demişim de ne olmuş?

büyüdüm otuzdört yıl kadar
sanki yaşananlar bir takvim günü oldu.

terli terli su içtim kana kana
sokaklarda koşup
yağmur sularına ayakkabılarımla girdim
damdan akan suların altından geçtim koşarak
kavgalar ettim yan mahallenin çocukları ile
egemenlik ilan edip
yasaklarla karşılaştım
direndim, ağladım çocukluk haklarım için bilmeden
acılarda gördüm elbet
çocuk kalbime ağır gelen hasretler
küçücük insan dünyama ağır gelen
hayal kırıklıkları birde...
bir kitabın resimlerinde var olup
sonra başka bir resimde korkuyu tanıdım
özlemeyi öğrendim erkenden
istemeden beklemeyi
ve hayatı ertelemeyi

isyana yüz döndükçe sınırlar dayandı önüme
birde büyümenin gereksiz telaşı
sosyal olmam için dayatılan gelenekler

küçüktüm hala
ölümü gördüm sevdiğim bir insanın yüzünde
sonra uçup gitmeyide gördüm evden
ev dediğim bir yerim olmadığını farkettim

ailemin ailem olmadığını belki
aslında herkesle dolu bir kimsesizlik yaşadığımı
bazan...
ağladım, ağladım, ağladım..
bazan..
güldüm, güldüm, güldüm.

yaşadım işte icabınca hayatın sunduğunu
nimet mi külfet mi bilmediğim herşeyi
otuzdört koca yıl işte
çocuk aklıma sığmazdı bir zamanlar
o kadar çoktu bu sayılar
sanki dün gibi herşey berrak
zamanda erimiş yıllarım...
ömür ne demekti bilmezken
aşkın ömürlere ziyan olduğunu da gördüm.
gördüm de ne oldu?
yaşam, daha çok alıyor zamanı benden
sanki giderek büyüyen bir karadelik
emiyor, tüketiyor...
şimdi otuzdört, seneye otuzbeş
son nefese kaç kaldı bilinmez
günahlar ahlar derken giderken
yanımda kalan ne olacak bilinmez!!

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Vava


Vava
senin adın bu
nerden çıktı bilmem,
sana Vava diyeceğim.
seni ilk gördüğümde
gecenin ayazında soğumuş ellerinle
küçük dünyada kaybolmuştun.

korkmuyorum diyen sesin kulaklarda mı?
hayatı tek başına omuzlayamayan acıların
kalabalıklarda ki kederli yalnızlığın.

yoksun, hiç olmadın.
kayıp ülkelerin kahramanı.
yorulmuş ellerimde kanaviçe
nakış nakış yollarını
işliyorum kaderime

koştun mu? nefesin derin,
bakışların kaçamak Vava
sözlerinde uzaklaşmış anlamlar.

aşk kapıdan geçti,
sözlerinde seher vakti yalnızlığı
ellerin üşümüştü
mavi bir bakış kaldı bende
ruhundan esen bir de o ilk anlam
meleklere emanet ettiğimiz aşk
ve sen Vava
kendini alıp kuşluk vaktini görmeden daha
ikindi kahvelerini içmeden
bahar gölgelerinde

öylece gittin...
akşamın en uzak gün batımında...

Cuma, Kasım 10, 2006

Kara umut


şöyle diyorum,uykulardan geçip
rüyalarda bırakıp korkularımı
resimlerin en donuk suratlarını
bir de üstüne gözyaşı döküp
alıp gelsem kendimi bıraktığım en kuytu köşelerden
okusam, üflesem,sevsem mesela...
adına mutluluk denen şeyden bulup bir iki damla
sıcak çayına katsam bir de...
kendimi tekrar diyorum sevebilir miyim?
bu sevgi insan olma sevgisi değil ama
varolma sevgisi diyebilir miyim?
bir atalet hayat,
yaşama sürgün geldiğim günden beri sürüyor
zamanı var eden güç!!
kulluğum sana, bunu bilirim
bilirimde diyemem belki coşkuyla dualarımda

şimdi diyorum elini versen bana
tutsan en hafif dokunuşlarınla
bu sevmediğim hallerimi sevebilir miyim?
uzaklardan koşarak kendime gelebilir miyim?

öyle zor ki bazen bu yaşam
kadınsı duygularım da var
güvenlik ihtiyacım
korunak ihtiyacım
ve tabii ki gevezeliklerim

şimdi şu halimi ben çekemezken
birde bir maşuk dilemem de ayrıca kadınsı deliliğim.
zamanı herkes gibi göremiyorum!
tamamen umutsuz muyum dersiniz?
sanmam..
aşk dileyecek kadar kara bir umudun içindeyim...

sabit mutsuzluk



mutsuzluk alın yazım mı?
gülecek halim yok.
en derin kahkahamın ardından geliyor kederlerim.
yaşamayı ne sevdim ne de nefret ettim.
herşeyin sınırı "doz aşımı" bende.
bir duvar dibine burakılan kuru bir simit gibiyim
içim dışım ve tadım gitmiş
mutsuzum ve mutsuzluğumun bir sebebi yok
ne acı!

tanımlayamayacağım kadar sığ bir keder hali
ne giden ne de gelen hepten.
uzun yıllardır beraber yaşıyoruz.
arada hepten buyurduğunda yok ediyor beni
şuncağız hislerimde kalmıyor...

depresyonda mıyım?
doğuştan depresif mi adım?

kuşkulanamayacak, algılayamayacak, göremeyecek
hayatın dışındayım.
kim verebilir ki bir hayatlık nefes!
kim serebilir ki has bahçenin en nadide güllerini gönlüme!

iyilikten bile korkar olduğum gün,
yüreğime ihanet ettiğim zamanların en acısıydı.
ihanetimin en büyüğü kendime evet,ama
itiraf edecek kadar cesaret furyasında delirmişim.

bir nefes müzik lütfen, yanında da bir yudum su...

gece ile gündüze
kadın ile erkeğe
yaşam ile ölüme ihanetim
sessiz duruşum karanlığın ışığında
ruhum ne zamandır bende değil..
ben ne zamandır bende olanı öteleyip
benim değil diye dışlıyorum
hayat ne zamandır
savunma mekanizmaları altında eriyen bir çark
ben ne zamandır dişlilere sürten bir taş oldum.

kötüyüm! apaçık deliliklerim var.
aşka kucak açıp uzaklara kaçasım var mesela.

hiç bir yerde durasım yok
ama hep aynı yerdeyim
bir kalbe gidesim yok
ama hep bir kalpleyim
geceye küsesim var
ama gece benim
çelişkiliyim
utangacım
korkağım, dahası
yüregimi darlayan boğulmayı anlatacak kelimeleri bulamadım....
ve anladım ki bu birbirine benzer yazıları hep yazacağım...

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Tılsımsız gece


gecenin bu saatinde düşüyorsun karanlığıma
ne geçit vermeyen bir yokluk bu
saplanıp kalıyorum, gözlerinde
gözlerimi gördüğüm güne.

son buluşmanın efkarı,hangi ateşle kül olur.
geçmiş, sayfa sayfa içinden açılan tuzak
başlıyorum saymaya, okumaya, yazmaya
her şey sen oluyor,
bense gecenin siyahında bir gölge

yüreğimin ince sızısı.
korkuyorum, korkmaktan korkmayı sevmeyerek
zorladığım tüm kapılar kapalı.

durduğum yer ne bir eşik, ne de bir geçit,
zaman hem akıyor,hemde hep aynı yerde.
sensizlik yüreğimi dağlayalı beri
ne yürüyor ne de duruyorum.

etrafımda dönen benim.
giderek yokluğuna bürünüyor tüm renkler
bense gecenin içinde bir gölge...

Çarşamba, Kasım 01, 2006

Sanrı 2



bu teklik başka
en eşkıya benlerin ölümünden sonra doğan.
gitsin mi benden bilmem?
git diyince gidilir mi?
kaldığı yer "çamurlaşmış"
ruhumdaki kopuş
aşklardan yüz çeviriş
geceye boyun eğiş
sessizce ölümün pençesinde oluş belki

içimdeki tekliğin tek suçlusu
ruhun kanayan aynası.
eceli kendinden tekmil
gecesi kendinden öte
sustukça dallarından su çekilen,
rüzgarlara boyun eğen,
topraktan sökülen
ömür ağacım!!!
atacak mısın acıları yaprak yapıp?
komşu bahçelerde gülümseyecek misin bahara?

Aşk-ı İlahi


geçtiğin yerlerde aşk-ı ilahi
renkleri karıyoruz birbirine
anlamayı ver bana
anlamayı verki seveyim...

sabır bir kuş gibi
bedenlerden uçmadan
bilmeyi ver bana
bilmeyi verki aşkla dolayım...